Cuma, Mayıs 26, 2006

hırsız hikayeleri

şimdi efendim güzide evimizdeki büyükçene odam apartmanın yanındaki yokuş olan bir sokağa bakmaktadır. kışın yapraklarını dökerek beni ışıksız bırakmayan, yazınsa yemyeşil olarak sıcağın etkilerini ortadan kaldıran bir de ağaç var bu sokağın üzerinde. fakat gelin görünki bu ağaç ve bir aşağı katın demir parmaklıkları bir araya gelip hırsızlar için harika bir tırmanma parkuru oluşturuyorlar. odamın doğramalarında ne yazıkki -içerideki dandik kilit sistemini saymazsak- herhangi bir güvenlik önlemi yok. e tabi böyle olunca bu parkuru keşfeden hırsız kişiler yolculuklarını odamın penceresinde tamamlıyorlar.

ilk hikayem bir sabah 4 sularında geçiyor. herkes yatmıştır. bende huzur içinde uyumaktayımdır. kendine çok güvenen ben o zamanlar kilit sistemini kullanmıyorum tabi. bu arada 21 yaşıma kadar başımdan hiçbir hırsızlık olayı geçmediğini belirtmek isterim. evet saat 4'ü biraz geçe bir sesle yatağımdan fırladım. fırlama anıyla storu yukarı kadırmış bir ayağını ve başını odama sokmuş bir hırsızla karşılaştım. "noöllüyoo laannnnnnn" nidaları arasında pencereye doğru atıldım. bu cesur hareketim karşısında hırsız tabiki savunmasız kaldı ve de kaçtı. camda aşağıya baktığımda ise hırsızı ve arkadaşını tabanları yağlarken gördüm. pencereyi kapattım ve hemen ev arkadaşımın yanına koştum. geldi şöyle bir baktı ve gitti. benim gözüme 2 gün boyunca uyku girmedi. daha sonra tabi ev sahibiyle konuşmalar, demir taktıralım buraya diyalogları geçti, hatta gidip bir milyona mahalleyi ayağa kaldırabilecek güce sahip bir alarm bile aldım. tabiki bu alarm doğramanın kasasına uymadı ve bizi bir bir buçuk hafta idare eden bir eğlence zamazingosuna dönüştü.

ikinci hikayem ise şöyle. ilkinden çıkardığım dersler sonucu artık kilit sistemini kullanmaya başladım. paranoya üst seviyede olduğu içinde gayet dikkatli davranmaktayım. ama tabi hırsız bu, yılmaz. zannedersem bu sefer saat 5 suları. ilknden farklı olarak bir açılma değil zorlama sesi duydum. evet kilit dandikte olsa çalışıyordu. inanırmısınız bilmem ama diğer hikayede nasıl bağırarak yataktan fırladıysam, aynısını bu seferde yaptım: "noöllüyoo laannnnnnn". bu sefer hırsız pencere engelini aşamamıştı. ama yine de 2 gün daha uyuyamamak için bir nedenim vardı.

evet bu hikayelerin ardından uzun süredir ses seda yok hırsızlardan. kilit sistemi herhalde caydırdı onları biraz. ama önümüz yaz ne olacağı belli olmaz. demir taktırmak şart herhalde. ama zaten az olan manzaramı da o dana gibi demirlerle kapatmak istemiyorum. neyse bekleyelim görelim. 3. hikaye olursa sonu demirle biteceği kesin.

Pazartesi, Mayıs 08, 2006

apartman çocuğu

bildiğimiz üzere apartman hayatının bazı kuralları vardır. öncelikle toplu bir yaşama birimi olduğu için bu topluluğun içindeki özgürlüğünü kısıtlayan bir takım durumlar vardır. sabahlara kadar eğlenmemek, müziği sonuna kadar açıp kafa sallamamak, aidatı düzenli ödemek, çöpünü adam gibi çıkarmak gibi. küçük yaşlardan beri bunlara genellikle alışırsın ve elinden geldiğince bu kurallara uyarsın. uymadığın zamanlar da olur elbette. buraya kadar anlattıklarım size yabancı gelmemeli.

ama şu anda içinde yaşadığım apartmanda toplu yaşama olayı farklı boyutlara taşınmış durumda. şöyle düşünün: aradaki duvarlar kalkmış ve bütün sakinler aynı kocaman dairede yaşıyorlar. daha somut örneklere geçecek olursak, sabah yan daire ile birlikte dış fıçalamalar, siz elinizde derginiz boşaltım yaparken komşunun traşına eşlik etmeler, sabah sabah seda sayan'ı sanki kendi evinde izliyormuşsun hissine kapılmalar, özel hayat konuşma balonlarının evinizde gezmesi ...

bunların en büyük nedeni tabiki ses yalıtımı ve hatta duvar adına pek bir şey olmaması apartmanda. e böyle olunca da bütün tabular yıkılmakta. ben noise'i doom'u köklerken başka biri patlatıveriyor kral tv'yi. kozmopolit, mozaik diyorlar, gelsinler görsünler doruklarında geziyoruz.

Cumartesi, Mayıs 06, 2006

haşlanma sorunsalı

dünya üzerine gelmiş en dahiyane fikirlerden "sofbeni sonuna kadar açalım da su o kadar ısınsın ki az sıcak su kullanarak yıkanalım - ki böylece birden fazla kişi arka arkaya yıkanabilsin" hayatımı karartmak üzere.

herhangi bir karşı iddiada bulunmadan, sadece her banyoya girişimde başıma gelen bir şeyden bahsetmek istiyorum. duş başlığından ya da vücudumdan sağa sola saçılan su molekülleri, musluğun sıcak tarafına düşüp adeta akkor halini alıyor, yeterl hızda söz konusu yere inmiş iseler, sekip bana çarptıklarında minik yaralar açıyorlar.

kanıtlarım mevcuttur.

Pazar, Ocak 22, 2006

gel

gel. ne olursan ol yine gel.